Galileo galilei astronomy
Galileo Galilei (15 February 1564[2] – 8 January 1642)[1][3] was an Italian physicist, mathematician, astronomer, and philosopher who played a major role in the Scientific Revolution. His achievements include improvements to the telescope and consequent astronomical observations, and support for Copernicanism. Galileo has been called the “father of modern observational astronomy,”[4] the “father of modern physics,”[5] the “father of science,”[5] and “the Father of Modern Science.”[6] Stephen Hawking says, “Galileo, perhaps more than any other single person, was responsible for the birth of modern science.”[7]
The motion of uniformly accelerated objects, taught in nearly all high school and introductory college physics courses, was studied by Galileo as the subject of kinematics. His contributions to observational astronomy include the telescopic confirmation of the phases of Venus, the discovery of the four largest satellites of Jupiter, named the Galilean moons in his honour, and the observation and analysis of sunspots. Galileo also worked in applied science and technology, improving compass design.
Galileo’s championing of Copernicanism was controversial within his lifetime, when a large majority of philosophers and astronomers still subscribed (at least outwardly) to the geocentric view that the Earth remains motionless at the centre of the universe. After 1610, when he began supporting heliocentrism publicly, he met with bitter opposition from some philosophers and clerics, and two of the latter eventually denounced him to the Roman Inquisition early in 1615. Although he was cleared of any offence at that time, the Catholic Church nevertheless condemned heliocentrism as “false and contrary to Scripture” in February 1616,[8] and Galileo was warned to abandon his support for it—which he promised to do. When he later defended his views in his most famous work, Dialogue Concerning the Two Chief World Systems, published in 1632, he was tried by the Inquisition, found “vehemently suspect of heresy,” forced to recant, and spent the rest of his life under house arrest.
Astronomi ve uzay bilimleri
Üniversite bölümleri [değiştir]İTÜ Uzay Mühendisliği Bölümü
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Ege Üniversitesi Rasathanesi
Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü
İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
İstanbul Üniversitesi Rasathanesi
Ankara Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Ankara Üniversitesi Rasathanesi
ODTÜ Havacılık ve Uzay Mühendisliği Bölümü
ODTÜ Fizik Bölümü Astrofizik Grubu
ODTÜ Amatör Astronomi Topluluğu
Erciyes Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Astrofizik Araştırma Merkezi (ÇAAM)
Sabancı Üniversitesi Fizik ve Astrofizik Bölümü
Akdeniz Üniversitesi Fizik Bölümü
İstanbul Kültür Üniversitesi Fizik Bölümü
Ondokuz Mayıs Üniversitesi Gözlemevi
Çukurova Üniversitesi UZAYMER – Uzay Bilimleri ve Güneş Enerjisi Araştırma ve Uygulama Merkezi
Feza Gürsey Enstitüsü
En büyük kara delik bulundu!
Bugüne dek bilinen en büyük kütleli kara delik keşfedildi.
Yahoo internet sitesinde ABD’nin 70 yıllık köklü bilim kurumu Jet Propulsion Laboratory’nin (Jet Motorları Araştırma Merkezi) kurulu olduğu California eyaletinde Pasadena kentinden bildirildiğine göre, astronomi katalog numarası “M87” olan kara delik, Dünya’nın 50 milyon ışık yılı uzağında bulunuyor.
Almanya’nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg kentindeki Max Planck fen bilimleri “atomaltı ve dünya dışı fizik araştırma kurumu”, kara deliğin büyük kütlesini teyit etti. Texas Austin Üniversitesinden astrofizik uzmanı Karl Gebhardt ile Max Planck’dan Jens Thomas, “kara deliklerin gökadaların (galaksi) oluşumunda büyük yeni bilgiler sağlayacağını” söyledi.
M87 gökcisminin (kara deliğin) kütlesi öyle büyük ki, Güneş’in kütlesinin tam 6 milyar 400 milyon katı.
Amerikan Astronomi Cemiyetinin Pasadena’da yapılan 214. yıllık toplantısında, M87 hakkında bildiri okundu ve büyük ilgi uyandırdı. M87’ye ilişkin makaleler ve Pasadena bildirileri, yazın çıkacak Astrofizik Dergisinde yayımlanacak.
50 milyon ışık yılı uzakta M87’nin uzaklığına “yakınlardan örnek” şöyle verilebilir: Güneş Sistemimizin üyesi olduğu eliptik sarmal Samanyolu Gökadası, uzun çapında 110, kısa çapında 60 bin ışık yılı genişliğinde. Samanyolu’na en yakın galaksi olan Andromeda’nın çapının Samanyolu’nun iki mislinden fazla 250 bin ışık yılı genişliğinde olduğu tahmin ediliyor. 1 ışık yılının uzunluğu, 9,9 trilyon km.
KARA DELİK
Kara delik, gökbiliminde, çekim alanı her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, kütlesi büyük kainat cismi.
Kara deliklerin üç boyutlu olmadığı, sıfır hacimli olduğu kabul ediliyor.
Karadeliklerin içinde zamanın yavaş aktığı ya da akmadığı tahmin ediliyor.
Karadelikler, Einstein’ın genel görelilik kuramıyla tanımlandı, doğrudan gözlemlenememekle birlikte, çeşitli dalga boylarını kullanan dolaylı gözlem teknikleri sayesinde keşfedildi.
Bu teknikler, aynı zamanda çevrelerinde sürüklenen oluşumların da incelenme olanağını sağladı.
Bir karadeliğin çekim alanına kapılmış maddenin karadelikçe yutulmadan önce müthiş sıcaklık derecesine ulaştığı ve bu yüzden önemli miktarda X ışını yaydığı saptandı.
Böylece bir karadeliğin varlığı, kendisi ışık yaymasa da çevresinde bu tür icraat yarattığı için saptanabiliyor.
Bugün karadeliklerin varlığı, ilgili astrofizikçiler ve kuramsal fizikçilerden oluşan camianın hemen hemen tüm bireyleri tarafından onaylanarak kesinlik kazanmış durumda.
Güneşimizden çok daha büyük dev kütleli yıldızlar, kurama göre “öldüklerinde” çekim gücü sonsuz karadeliğe dönüşebiliyor.
PULSAR-KARA DELİK
Gökcisimlerinin en esrarengizlerinden pulsar (atarca), “kalp gibi atan” anlamına geliyor ve kara deliklerle bağlantılı.
Mars’ı boşver hayat Enceladus’ta!
Satürn’ün 60 uydusundan en dış halka üyesi Enceladus’da sodyumklorür (tuz) izine rastlandığından bu kartopu uyduda “hayat olasılığı” giderek güçleniyor.
Alman ve Amerikalı astrofizikçilerle nükleer biyoloji bilginleri, Ay’ın yarısı kadar olan 500 kilometrelik çapıyla Enceladus’un su ve tuz içerdiğini bildiriyor.
Enceladus üzerine iki araştırma, Nature (Doğa) dergisinde yayımlandı.
Almanya’nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü Fen Bilimleri Nükleer Fiziği Araştırma Kurumu’ndan astrofizikçi Frank Postberg, Enceladus’ta buharlaşmanın dev mağara oyuklarından ve tuzlu su ve deniz benzeri oluşumunun mümkün olduğunu söyledi.
Aynı görüşü, ABD’nin Colorado eyaleti Boulder Üniversitesi Güneybatı Araştırma Kurumu’ndan John Spencer de teyit etti. Cassini uzay aracı, kasım ayında Enceladus’un yakınından 2 kez geçecek.
Büyük Cassini Projesi
Nükleer enerji ve güneş enerjisiyle daha 200 yıl çalışabilecek olan ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairei’nin (NASA) Cassini-Huygens aracı, tarihte en pahalı uzay tasarımı: 3 milyar 400 milyon dolar. NASA ile Avrupa Uzay Dairesi’nin (ESA) ortak yapımı olan, Satürn gezegenini inceleyen Cassini aracı-Huygens sondası, 1997′de 15 Ekim’de fırlatıldı.
Cassini, çizdiği çok geniş rotasıyla bugün önce yeniden Dünya’ya uğradı ve Yer’in çekim gücünden yararlanarak uzun yolculuğu için büyük mancınık hızını kazanmayı başardı. Çok ince yörünge hesapları içinde matematikçilerin en büyük başarılarından biri olan “Büyük gezegenin çekim gücünden itme hızı kazanma” manevrası Cassini’ye kazandırıldı.
Cassini, 5 yıl süren ilk etap uzun yolculuğunun Dünya’ya en yakın noktasına ulaşıverdi. Cassini, 171 kilometre gibi çok yakın mesafede, Büyük Okyanus’un güneyinin doğu bölgesi üzerinde yaklaşarak saniyede 5.5 kilometre hız kazandıran ivmesine kavuştu.
1973′ten beri mancınık
Toplam 7 yıllık Satürn yolculuğuna çıkan ve Aralık 2000′de Jüpiter’in yanından uçan Cassini-Huygens’de uygulandığı gibi NASA, 1973′ten beri gezegenlerin (Dünya ve Venüs) kütleçekimini uzay araçlarını hızlandırmak için kullandı.
Cassini gibi plutonyum kullanan Galileo uzay aracı, Jüpiter’e giderken 2 kez rotada geri dönüş yapıp hız kazanmak için Dünya’nın çekiminden yararlandı ve hiçbir sorun çıkmadı. Cassini, plutonyumu itici-aracı sevkedici güç olarak kullanmıyor, 12 ayrı cihazının ihtiyacı elektrik, plutonyumun ışıması (radyoaktif erime) sayesinde sağlanıyor.
Titan’ın cazibesi
Cassini-Huygens, 2004 yılı temmuz ayında Satürn’e vardığında, aracın ünlü astronom Huygens’in adını taşıyan bölmesi Cassini’den ayrıldı ve Satürn’ün en büyük uydusu Titan’a indi. Titan, astronomları en çok büyüleyen büyük gökcisimlerinden biri. Bunun bir nedeni, çok soğuk da olsa Titan’ın Dünya’ya jeolojik ve atmosferik yapılar bakımından çok benzemesi.
Cassiniler
Cassini, adını, İtalyan asıllı Fransız astronomu Gian Domenico Cassini’den alıyor ve 3 kuşak baba-oğul-torun astronom Cassiniler’in anısını yaşatıyor.
Fransızca adı Jean-Dominique Cassini olan, 8 Haziran 1625′te Perinaldo-Cenova Cumhuriyeti’nde doğan ve 14 Eylül 1712′de Paris’te ölen Domenico Cassini, Satürn’ün (A) ve (B) halkaları arasındaki karanlık aralığı (Cassini bölümü) keşfetmiş ve gezegenin 4 uydusunu belirlemişti.
Cassini adı, aynı zamanda, Satürn gezegeninin uydularının yörüngesel hareketlerinin cetvellerini ilk olarak derleyen, Gian Domenico Cassini’nin oğlu Jacques Cassini (1677-1756) ile Jacques Cassini’nin oğlu Cesar-François Cassini de Thury’nin (1714-1784) adlarına gönderme yapıyor.
Baba ve oğul Cassini, halef-selef Paris Gözlemevi’nin yöneticiliğini yaparken, torun 3. Cassini, astronominin yanısıra çalışmalarını jeodezi ve topografya alanlarında yönlendirdi ve Fransa’nın büyük topografya haritasına çıkarma çalışmalarını başlattı.
Huygens
Cassini sondasının Titan’a inen cihazının adını aldığı Flaman fizikçi, matematikçi ve astronom, Lahey doğumlu Christiaan Huygens (1629-1695), ışığın dalga kuramını buldu, Satürn’ün halkalarının gerçek biçimini keşfetti ve dinamik bilimine özgün katkılarda bulundu.
İngiliz gökbilimci William Herschel, Enceladus’u 1789′daki gözlemlerinde buldu. Kütlesi Dünya’nınkinden 95 kat, hacmi 750 kat büyük olan Satürn’ün minik uydusu Enceladus hakkında NASA, eski Yunan mitolojisinde dev yaratık olan Enceladus’da su bulunabileceğini çok önceden açıklamıştı.
Güneş sisteminde Mars, Jüpiter’in uydusu Europa ve Enceladus “doğrudan su kanıtı” taşıyan 3 gökcismi. NASA’nın eski açıklamasında, “Cassini, Enceladus’ta, ABD’nin Wyoming, Montana ve Idaho eyaletlerini kapsayan Yellowstone Milli Parkı’ndakilere benzeyen gayzerler bulunduğunu gösteren işaretler belirledi” dedi.
Cassini seferinden sorumlu bilim adamlarından Carolyn Porco, “Böylesine küçük ve soğuk gökcisminde sıvı halde su bulunduğunu gösteren kanıtlara sahip olduğumuzu sanıyoruz” diye konuştu ve suyun varlığının, bu esrarengiz ayla ilgili soruları arttırdığını bildirdi.
Enceladus’a yakın bakan Cassini Enceladus’un milyarlarca yıl önce oluşumundan hemen sonra içindeki radyoaktif bozulmadan kaynaklanan ısının, bugün yüzeyinden fışkıran gayzerlerin nedeni olabileceği ve bunun da yaşam için gerekli ortamı sağlayabileceği görüşü 5 yıl önce ortaya atıldı.
ABD’nin Texas eyaletinde her yıl düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimleri Konferansı’nda, yüzey sıcaklığı eksi 201 derece civarında olan Enceladus’un iç kısmında ilkel yaşam için uygun ortam olabileceğini gösterdiği kaydedilmişti.
Bilim adamları, yeni geliştirdikleri bir modelle Enceladus’un içindeki ısının, eskiden meydana gelen radyoaktif bozulmadan kaynaklandığını ve bunun da Satürn’ün ayının sıcak güney yarıküresindeki su buharı bulutu ve periyodik buz kristali rüzgarlarının açıklaması olabileceğini dile getirdiler. Icarus gökbilim dergisinde yayımlanmış kurama göre Enceladus, 4.5 milyar yıl önce alüminyum ve demir radyoaktif izotopları içeren kaya ve buz karışımı olarak oluştu.
Birkaç milyon yıl sonraki dönemde, 2 radyoaktif elementin hızlı biçimde bozulması, merkezde kayalık çekirdeğin mantodaki buz örtüsüne yaklaşmasıyla sonuçlanan sıcak patlamasına yol açtı. Zamanla çekirdekteki bozulmadan geriye kalanlar da Enceladus’un içinde eridi. (CNNTÜRK)
Güneş tutulacak, Türkiye göremeyecek
Çin, Hindistan, Güney ve Doğu Asya, Japonya, Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de 258 kilometre genişliğindeki hat üzerinde 22 Temmuzda meydana gelecek güneş tutulması sırasında, dünyanın gündüzü dolunay karanlığındaki akşama dönüşecek.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nden aldığı bilgiye göre, 2009 yılının ikinci ve son güneş
tutulması, Asya’nın doğusu, Endonezya ve Pasifik Okyanusun’dan parçalı tutulma olarak izlenebilecek.
Tam tutulma, ayın gölgesinin Türkiye saati ile 03.53’de Hindistan’da Khambhat Körfezi’ne düşmesiyle başlayacak. Gölge 3 saat 28 dakika süreyle, 15 bin 200 kilometre yol kat ederek, 07.18’de dünyayı terk edecek. Tutulmanın hiç bir evresi, Türkiye’den izlenemeyecek. Ayın gölgesi, 05.35’de Güney Pasifik Okyanusu üzerindeyken, tam tutulmanın, 6 dakika 39 saniye ile en uzun sürdüğü an gerçekleşecek.
GÜNEŞ BİR YILDA EN AZ 2 KEZ TUTULUYOR
İÜ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Esenoğlu, yaptığı açıklamada, güneş tutulmasının yılda en az 2 kez meydana geldiğini söyledi. Bazı yıllarda ise 4 güneş tutulması-3 ay tutulması veya 5 güneş tutulması-2 ay tutulmasının oluştuğunu anlatan Esenoğlu, bazı yıllarda ise hiç bir ay tutulmasının gerçekleşmediğini belirtti.
Bu yılın ikinci ve sonuncu güneş tutulmasının, 22 Temmuz 2009 tarihinde gerçekleşeceğini hatırlatan Esenoğlu, Hindistan, Güney ve Doğu Asya, Japonya, Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de gözlemlenebilecek olan tutulmanın geniş yüz ölçümüne sahip Çin’den iyi şartlarda görülebileceğini dile getirdi. Tam güneş tutulmasının, Pasifik Okyanusu’ndan da izlenebileceğini ifade eden Esenoğlu, 258 kilometre genişliğindeki hattın geçtiği yerleşimlerden tam tutulmanın izlenebileceğini, hattın dışında kalan bölgelerde ise uzaklığı oranınca parçalı güneş tutulması şeklinde gözlemlenebileceğini söyledi.
EN UZUN GÜNEŞ TACI
Yıllara göre tam tutulma anının dakika mertebesinde değişebildiğine dikkati çeken Esenoğlu, bu yılki 6 dakika 39 saniye ile en uzun güneş tacının izlenebileceğini vurguladı.
Bu süre içinde, dünyanın gündüzünün dolunay karanlığındaki akşama dönüşeceğini ifade eden Esenoğlu, “Bu geniş ölçekli ani kararma nedeniyle, güneş tutulmasından haberi olmayan hayvan ve bazı bitki türlerinde alışık olunmayan biyolojik-bünyesel-yapısal değişimler olabilir” dedi. “Bu tutulmanın en önemli özelliği, en fazla sürede taç tabakasının bilimsel amaçlı gözleminin yapılmasına izin veriyor olmasıdır. 6 dakika 39 saniye, arka arkaya en fazla miktarda ve pozda gözlem verisi alınmasına olanak veriyor” diyen Esenoğlu, Türkiye’den Elazığ ve Tokat-Turhal’dan izlenen 1999 yılındaki tam güneş tutulmasının sadece 2 dakika 15 saniye sürdüğünü hatırlattı. Esenoğlu, bu kısa sürede bilimsel verilerin zor da olsa alındığını belirtti. Yr. Doç. Dr. Hasan Esenoğlu, 2006’da Antalya’dan izlenen tam güneş tutulmasının ise 3 dakika 40 saniye sürdüğünü anımsattı.
“GÜNEŞE ÇIPLAK GÖZLE BAKMAYIN”
Esenoğlu, tutulmanın olduğu bölgelerde bulunan insanların, güneşe doğrudan çıplak gözle bakmaması gerektiğini ifade ederek, “Güneşe bakarken, güneş filtresi ya da güneş gözlüğü kullanılmalı. Sürekli değil kısa aralıklarla bakılmalı” dedi. Uzun süreli deprem ve tutulma verileri üzerinden akla gelebilecek her şeyin denenerek yapıldığı analizlerin, tutulmalarla depremler arasında istatistik bir ilişkinin var olduğunu vermediğini vurgulayan Esenoğlu, yine de yeni veriler eklenerek bu işlemlerin sürdürüldüğünü kaydetti.
İnanılmaz ışık olayı!
İSTANBUL – İlk başta kutlama sanılan ışığın henüz merkezi belirlenememiş bir ışık kaynağı tarafından yayıldığı ortaya çıktı. Kısa sureli elektrik kesintisine neden olan ışığın gökyüzünden aşağı doğru indiği, dolayısı ile dünya kaynaklı olmadığı tespit edildi.
Gökyüzünde herhangi bir cisim görülmemiş olması ışığın atmosfer dışındaki bir kaynak tarafından yayılmış olma ihtimalini gündeme getirdi. Akşam saatlerinde şimdiye kadar hiç alışık olmadıkları ışık olayı ile karşılaşan İstanbullular telefonlarla haber merkezimizi arayarak bilgi almak istediler. Amatör bir kamera tarafından kaydedilerek merkezimize ulaştırılan görüntüler hala gizemini koruyor.
UFO şüphelerinin de gündeme geldiği olayla ilgili olarak yetkililer herhangi bir açıklamada bulunmadı. Gökyüzü Araştırmaları Merkezi konu ile ilgili çalışmalarını sürdürdüklerini ve yakın zamanda olayı aydınlatacaklarını açıkladı.
ASTRONOMİ TARİHİ
Astronomlar tarihlerine bağlıdırlar. Uzun zamana yayılması gereken gözlemler nedeni ile geçmiş kayıtlara gereksinimleri vardır. Teknolojik gelişmelere rağmen Hipparchus’un görsel olarak yaptığı parlaklık sınıflamasını (kadir sınıflaması) hala kullanırlar. 5000 yıl önce Babilliler tarafından yapılmış takım yıldız isimlendirmeleri hala geçerlidir Tabi ki bunlara gelişmelerin getirdiği yenilik ve düzeltmeleri de katarak uygularlar. Örneğin yıldızların kadir ölçüleri kesirsel değerlere kadar inmiştir veya Babillilerin göremediği güney yarı küre takım yıldızları eklenmiştir.)
Astronomlar evreni tanıma çalışmaları sırasında diğer müspet bilimlere göre daha sıkıntılıdır:
-
Gözlemlerinde, etkin parametreleri istedikleri gibi değiştirebilme özgürlükleri yoktur
-
Gözlemlerini sınırlayan pek çok etken vardır (gözün duyarlılığı, atmosferin geçirgenliği,uzayda seçicilik etkisi vb)
-
Gözlemlerin yer yüzünden yapılan sürekliliğini etkileyecek etkenler (gece ve gündüz)
-
Astronomi ve uzay çalışmalarının çok pahalı olması (Amerika, Japonya gibi ülkeler bile pek çok araştırmanın altından tek başlarına kalkamamaktadırlar)
-
Özellikle son yıllarda artan çok sayıdaki işlenmemiş veri birikimi
Bu nedenle astronomi, uluslararası işbirliğine en açık hatta bu tür ilişkiyi en fazla zorlayan bilim dalıdır.

İlkçağda Astonomi
İlk zamanlarda astronomi yıldız konumlarından yön bulmada, Ay ve Güneş’in konumlarından da zamanı belirlemede kullanılmıştır. Ay ve Güneş’in görünür hareketlerine dayalı olarak takvimler oluşturulmuş ve yıldızların tanrılarla ilgili olduğuna inanılması nedeniyle bu çağlarda astronomiye karşı ilgi artmıştır.

Mezopotamya
Modern astronominin temelinde mezopotamya astronomisi yatar. Mezopotamyalılar mitolojiye ve dini inançlara dayanan astronomiden matematiksel astronomiye geçişi sağlamışlardır. Bunlara göre evren; yer, gök ve ikisi arasında bulunan okyanustan oluşmakta idi. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini, 12 takımyıldızı (burçlar) olarak tanıyorlardı, bu 5 gezegenin ekliptiğe yakın dolaştıklarını biliyorlardı.
Islam dünyasının Hicri takviminin temelinde Mezopotamyalıların Ay yılı esaslı takvimi yatar. Günü 12 saate, saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve 5 gezegene bağlı olarak 1 hafta 7 gün kabul edilmişlerdi. Bu 7 günlük hafta kavramı Romalılar yoluyla Avrupa’ya geçip tüm dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulmalarının tahminlerini önceden yapabiliyorlardı.
Mezopotamyalıların 60 tabanlı ve konumsal bir rakam sistemleri vardı. Dört işlem, kare ve karekök almayı biliyorlardı. Cebirin kurucusudurlar. 1. ve 2. derece denklemleri çözmüşlerdi. Dik üçgenler için Thales teoremini bulmuş ve kullanmışlardır. Daireyi 360 dereceye bölenler de yine Mezopotamyalılardır.

Babilliler
Babilliler, Fırat ile Dicle nehirleri arasında, Irak topraklarında yerleşmişlerdir. Tarımla uğraşırlar, Çin, Hint, Yunan ve Mısır ile ticaret yaptıklarından kültür alışverisinde de bulunuyorlardı. Babilliler, M.Ö. 2000’li yıllarda çok sayıda yıldızın konum gözlemlerini yapmışlar ve bunları kaydetmişlerdir. Gökyüzünü, yıldızların biçimlerine göre çeşitli bölgelere ayırıp hayvan, eşya gibi isimler vermişlerdir. Merkür ve Venüs’ü gözlemişler. Venüs’ün evre gösterdiğini ortaya çıkarmışlardır. Bu gök olayı teleskopla ancak M.S. 1610 yılında Galile tarafından gözlenmiştir. O dönemde Venüs’ün evre göstermesinin Güneş ışığının yansımasıyla ilgili olduğunu bulmuşlar ve Venüs’ün Güneş etrafında yörünge hareketi yaptığını anlamışlardır. Gözlemleri astroloji amaçlı olduğundan Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin hareketleri ile ilgili konum gözlemleri de yapmışlardır. M.Ö. 5-6. yy astronomi konusunda en üst düzeye ulaşmışlar ve Ay ile Güneş tutulmalarının dönemli olduğunu, bir tutulmanın 18 yıl 10 gün (gerçeği 18 yıl 11 gün) sonra tekrar oluşacağını saptamışlardır. Bu bilgiler eski Yunan astronomisinin temelini oluşturmuştur.
Çin
Çin’de kayıtlara göre M.Ö. 2300 yılında tutulmalar ve kuyruklu yıldız gözlemleri yapıldığı görülmektedir. M.Ö. 8. yy’larda tutulma, kuyruklu yıldız, meteor ve Güneş lekeleri gibi özel olayların gözlendiği bilinmektedir.
Kapalı bir toplum yapısına sahip oldukları için bilimsel faaliyetin gelişmesinde doğrudan etkileri pek olmamıştır. Matbaa, barut gibi teknik bilgiler ilk kez burada görülmelerine rağmen, batıya ulaşması 12.yy ‘yi bulmuştur. Matematik konusunda Hintlilerden etkilenen Çinliler, 12 hayvanlı Türk takvimini kullanmışlardır. Diğer uygarlıklarda Ay ve Güneş temel alınmasına karşın bu takvimde yıldızlar esas alınmıştır. Güneş takvimlerinde ekliptik düzlemi koordinat alınırken; burada ekvator düzlemi alınmıştır.
Çin astronomisi bir yıldız astronomisidir. Kuyrukluyıldızlar, sabit yıldızlar ve kutup yıldızı hakkında ayrıntılı bilgileri vardı. Çin astronomisi Galile’den çok önce, Güneş lekelerini gözlemişlerdir. Ayrıca kalan metinlerde meteor, meteorid, nova ve süpernova hakkında bilgiler bulunmaktadır.
10 tabanlı sayı sistemini kullanan Çinliler, işlemler için abaküs ve çarpım cetveli gibi aletler geliştirmişlerdir. Diğer uygarlıklardan farklı olarak daha çok aritmetik ve cebir ilerlemiş, geometri problemleri ise bu iki disiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır.
Çinliler evrenin sürekli oluşum içinde olduğunu kabul eder ve insan ile doğa (evren) arasında sıkı bir ilişki olduğuna inanırlardı.
Hindistan
Yer merkezli gök sistemi kullanmışlardır. Onların astronomi çalışmaları Ay’ın hareketleri, tutulması, Güneş, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün hareketleri hakkında bilgiler içerir. Ayrıca Yer-Güneş uzaklığı hakkında tahminler yapmışlardır.
Çinliler gibi Hintliler de 10 tabanlı sayı sistemi kullanmışlardır. Sıfırı ilk defa Hintli matematikçilerin kullandığı bilinmektedir. İslam dünyasının trigonometri çalışmalarının temeli yine Hintlilerin trigonometride sinüs temeline dayalı kullandıkları sistemdir. (Klasik Yunan’da trigonometri kiriş sistemine dayanır.)
Hint felsefe anlayışı ve kozmolojisi içiçe gelişmiştir. Canlı, evrenin küçük bir modelidir. Canlıda doğadaki diğer cisimler gibi toprak, su, hava ve ateşten (bir de eterden) meydana gelmiştir.
Yaptıkları çalışmaların farklı dillere çevrilerek yayılması, Hint uygarlığındaki çalışmaların diğer toplumlardaki bilimsel faaliyetlere katkıda bulunmasını sağlamıştır.

Orta Asya
Türklerde evren; altın veya demir bir kazık çevresinde muntazam hızla dönen bir kubbe olarak düşünülüyordu (dönenin yer değil evren olduğu düşünülüyordu). Burçları taşıdığı düşünülen ekliptik çarkı ise buna dik olarak dönmekte idi. Kutup yıldızının tam altında Hakan’ın oturduğu şehir vardı (bu şehrin planı toplumsal düzeni yansıtır; nasıl gök, kutup yıldızı çevresinde dönüyorsa toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde döner) .
Göktürkler 12 hayvanlı Türk takvimi kullanmışlardır. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, ve domuzdur. 12 yıl süren her devrede hayvanlar ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu.
Bir gün, her birine “çağ” denilen 12 eşit kısma, her bir çağ da 2 saate karşılık geliyordu. Gün içindeki her bir çağ yine 12 hayvanın ismi ile anılmaktaydı. Gün; geceyarısı, yıl ise ilkbahar mevsimi ile başlardı. Bir yıl, 60 günlük 6 haftaya ayrılmış ve 4 mevsimden oluşuyordu.
Doğu Türkistan’daki kazılar sonucu bulunan, tahtadan oyulmuş harfler ve klişelerle basılan eserler daha o dönemlerde matbaa basım tekniğinin kullanılmış olduğunu göstermektedir.
1 yıl = 4 mevsim = 6 hafta ( 12 yıllık çevrimlerle)
1 hafta = 60 gün (1 yıl = 6×60 = 360 gün)
1 gün = 12 çağ ( 12 hayvan adı )
1 çağ = 2 saat

Mısır
İlgi alanları daha çok takvim ve zaman olduğundan, sık sık gerçekleşen Ay ve Güneş tutulmalarını düzenli gözlemlememişlerdir. İlgi alanlarının takvim olmasının nedeni, tarımın düzenli olarak yapılabilmesiydi. Nil nehrinin taşma zamanının tahmin edilmesi amacıyla Mısırlılar takvim yapmak için çalışmışlardır. Nil nehrinin taşma zamanı (göğün en parlak yıldızı) Ak yıldızın (Sirius: alfa CMa: büyük köpek) doğu yönünde görülme zamanına rastlıyordu (Ekim/Kasım ayları).
Piramitlerin yapımında astronomik amaçların bulunduğu görülmüştür. Yılın belli zamanlarında piramitler gökyüzünde önemli yönleri göstermektedir.
Matematikte 10 tabanlı rakamları kullanmışlardır. Cebir işlemine çok benzeyen bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir. Geometride ise alan ve hacim hesapları yapmışlardır.
Gökyüzünü dini açıdan yorumlayan Mısırlılar, gök cisimlerinin hareketlerini tanrıların faaliyetleri olduğunu düşünerek gök cisimlerini tanrı olarak kabul etmişlerdir. Astronominin dini öğelerle iç içe olması çalışmaların sadece din adamı sınıfının tekelinde kalmasına neden olmuştur.
Bir yılın uzunluğunu 365 gün kabul eden Güneş temeline dayalı bir takvim kullanmışlardı. Günün 24 saate bölünme geleneği Mısırlılardan günümüze ulaşmıştır.
Mısır’da matematik, pratik problem çözme dışında, teorik nitelik taşımaktaydı. Kullandıkları sayı sistemi Babillilerden daha kaba, işlemleri daha karmaşıktı. Mısır’da gök bilgisinin, Mezopotamya’ya göre daha alt düzeyde olduğu görülür. Astronomi, takvim yapma ve astrolojik kehanetlerde bulunma amacı gütmektedir. Bize sağladıkları tek yarar günün 24 saate bölünmüş olmasıdır.

Eski Yunanlılar
Astronomik olaylardan çok onların nedenleri üzerinde durmuşlar ve ilk evren modelleri oluşturmuşlardır. Doğa filozofu Tales‘e göre; Yer, suda yüzen yassı bir diskti (gezegen ve yıldızların hareketlerini yorumlamamıştır). Aynı yıllarda Anaksimander ise Yer’in uzayda yüzen silindir olduğunu ileri sürmüştür. Pisagor, gözlemlere dayandırdığı bulgularından, Yer’in küre biçimli olduğuna inanmıştı ama döndüğünü kabul etmemişti.
Yunanistan’a düşen demirli bir göktaşının, Güneşten geldiğine inanarak, Güneş’in yakın olduğuna, küçük olduğuna ve bileşiminde erimiş demir olduğuna inanılmıştır. Anaxagoros‘a göre Ay, Güneş kadardı ve Güneş’in ışığını yansıtıyordu.
Plato (Eflatun) evrende geometrik düzenin varlığına inanmıştır. Gökcisimleri (Ay, Güneş, Venüs, Merkür, Mars, Jüpiter, Satürn) arasındaki uzaklıkları geometrik seri ile göstermiştir.
Eudoxus, Yer merkezli evren modelini kurma ve gezegenlerin düzensiz hareketlerini açıklayabilmek için ikincil çember (epicycle) kavramını ortaya atmıştır.
Aristo, Hipparchus, Ptolemy (Batlamyus) tarafından geliştirilen bu modelde gezegenlerin görünen hareketi açıklanabiliyordu fakat zamanla gözlem duyarlılığı arttıkça, modelden olan sapmaları açıklamak için ikincil yörüngeleri artırmak gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Aristo, Yer’in çok büyük küre olduğunu göstermiştir. Delil olarak,
1- Ay tutulması sırasında, Yer’in Ay üzerindeki gölge sınırı geniş bir yay olmasını
2- Yer üzerinde güneye gidildikçe yeni yıldızların görünür olmasını ileri sürmüştür.
Aristo, Kutup ışıması, akan yıldız ve kuyruklu yıldızların Yer’in üst atmosferinde oluştuğunu ileri sürmüştür. Aristo döneminde Heraklit, Merkür ve Venüs’ün Güneş etrafında dolandığını, Yer’in kendi ekseni etrafında döndüğünü, evrenin somut olduğunu ileri sürmüştür, fakat Aristo‘nun inandırıcı, süslü filozofik görüşleri arasında bu düşünce kabul görememiştir.
Aristarchus, Güneş merkezli evren modelini savunmuştur. Güneş’in Ay’a göre 20 kat daha uzakta olduğunu, doğru bir düşünce ama yanlış açı ölçümü ile hesaplamıştır.
Çağdaş astrominin babası sayılan Hipparchus, gezegen parlaklıklarının yıl boyunca değiştiğini görerek, gezegen-Yer uzaklığının yıl boyunca değiştiğini düşünmüştür. Hipparchus‘un astronomiye asıl katkısı yıldız parlaklıklarının ölçüm sistemini geliştirmiş olmasıdır.
Görülebilen yıldızların parlaklıklarını altı büyüklük içinde değerlendirmiştir. 1. derece en parlak 20 yıldızdan, 6. derece ise çıplak gözle olduça zor görülen yıldızlardan oluşacak şekilde sınıflandırmıştır. Astronomide bu parlaklık sınıflarına “kadir” adı verilir. Hipparchus’un sınıflamasında yıldız sönükleştikçe kadir sayısı büyümektedir. 850 yıldızdan fazla yıldızın göreli parlaklıklarını içeren ilk kataloğu ve yıldız haritasını yapmıştır.

İslam Astronomisi
Müslümanlık ortaya çıkmadan önce Araplar, Romalılarla yani Yunan kültürü ile temas içindeydiler. Bu dönemde Latince eserler Arapçaya çevrilmiştir. Müslümanlığın ilk yıllarından itibaren dini günlerin, namaz ve oruç zamanlarının hesaplamasına yarayacak astronomi bilgisi daha da önem kazanmıştır (Kıble doğrultusunun belirlenmesi vs). Bu dönemde çalışılan astronomi konuları:
1. Coğrafi astronomi
2. Konum astronomisi (İlm-ül-eflak) Güneş, Ay, gezegen ve yıldızların görünür hareketleri.
3. Astroloji (İlm-i ahkam-ı nücum)
4. Zaman hesapları (İlm-ül rükat)
İlk dönemlerdeki en önemli çalışmalar; Ay hareketine dayalı bir takvimin oluşturulması ve yıldızların çok daha uzakta uzaya yayılmış olduğuna inanılmasıdır. Yunanlılar ise o dönemde yıldızların Satürn gezegenin dışında bir küre üzerinde bulunduğuna inanılıyordu.
İslam dünyasının astronomiye en önemli katkısı modern gözlemevlerinin kurulmasıdır. Ayrıca bu gözlemevlerinde yeni gözlem aletleri geliştirilmiş ve çok sayıda astronom yetiştirilmiştir. Bugün de gözlemevinin önemi ve sayısı dünyada gittikçe artmaktadır.
Bağdat’ta 5. Abbasi Halifesi Harun el-Reşid zamanında gelişmeye başlayan gözlemsel astronomi, 7. halife El-Mamun zamanında daha fazla destek görmüştür. Dönemin büyük astronomu El-Battani yaptığı çok duyarlı gözlemlerle, Güneş’in görünen hareketindeki düzensizlikleri incelemiş, düğümler noktasının yılda 54″.5 kaydığını, ekliptiğin ekvator düzlemiyle 23° 35′ (doğrusu 23° 27′) açı yaptığını hesaplamıştır. Ayrıca “Yıldızlar Bilimi” adlı bir astronomi kitabı yazmıştır.
Bu dönemin (10. ve 11. yy) meşhur iki astronomu El-Sufi ve El-Biruni‘dir. Mısırda ise İbn-Yunus yetişmiştir. 1260 yılında Hilagü Han desteğiyle Nasir-El Tusi tarafından Meraga‘da büyük bir gözlemevi kurulmuştur. Bu gözlemevi 50 yıl aktif hizmet etmiştir. Bunu gören İlhanlı Hümümdarı Gazan Han, 1300 yılında Tebriz’de giderleri Vakıf tarafından karşılanan bir gözlemevi kurmuştur. Burada Güneş gözlemleri için yeni gözlem aletleri geliştirilip kullanılmıştır.
Yine Meraga gözlemevini inceleyen Muhammed Turgay Uluğbey (Timur Lenk‘in torunu) Semerkand‘ta başka bir gözlemevi kurmuştur. Burada büyük bir yıldız kataloğu (1018 yıldızın adı, parlaklığı, konumu) yayınlanmıştır. Arapça yayınlanan kitap Farsça ve İngilizce dillerine çevrilmiştir. Burada Kadı Zade Rumi ve Ali Kuşcu gibi bilimadamları çalışmıştır.
Aslında, eski İslam dünyasındaki çalışmalar yeterince gün ışığına çıkarılmamıştır. Bugün parlak yıldızların bütün dünyada kullanılan isimleri genellikle Arapçadır. Algol, Aldebaran, Adhara, Almach sadece “A” karakteri ile başlayan birkaç örnektir. Ayrıca Astronomik terimlerin birçoğu da İslam kaynaklıdır, Zenit, Nadir, Azimut gibi.
Astronominin medresede eğitimi yoktu, ancak özel ders ve kişisel çabalarla bu eğitim gerçekleşebiliyordu (çıraklık usulu). Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul medreselerinde Matematik ve Astromomi dersleri okutulmuştur.
1610 yılında teleskobun icadından önce son İslam gözlemevi III. Murat emriyle Takiyyüddin tarafından İstanbul Tophane’de kurulan (1577) İstanbul Gözlemevi’dir. Bu gözlemevi 2 yıl sonra yıkılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra Osmanlılarda astronomların yerini musakkitler (namaz saati, dini günler vb.) zaman hesaplayıcıları almıştır. Bunlar halk için takvim, Padişah için ahkam (bir çeşit yıllık yıldız falı) hazırlarlardı. Astrolojiye verilen önem o kadar büyüktü ki, Osmanlı idare teşkilatında bir “Mektebi Fünunu Nücum” bile bulunmaktaydı. 1870 yılında Abdüllaziz zamanında bir Gece Üniversitesi açılmıştır ve ilk konulan ders Astronomi olmuştur.

Avrupa’da Astronominin Yeniden Gelişmesi
İslam dünyasında astronomi çalışmaları önemini yitirmeye başladığı sıralarda Rönesansla beraber, Orta Avrupa bilim merkezi olma yolunda idi. Latinceye çevrilen kitaplardan astronomi öğrenilip, üniversitelerde okutuluyordu. Amaç denizcilerin yön ve konum saptama ihtiyaçları, dini günlerin belirlenmesi ve genel olarak takvimde düzenlemelerin yapılması ihtiyacıydı. Bu dönemde asıl gelişme gözlemsel değil kuramsal çalışmalarda olmuştur.
N. Copernicus, Yer ve diğer gezegenlerin Güneş etrafında düzgün dairesel hareket yaptıklarını, gök cisimlerinin günlük görünür hareketlerinin Yer’in dönmesinden kaynaklandığını düşünmüştür. Dairesel hareketin gözlemleri tam sağlamaması nedeniyle Güneş’in tam merkezde olmadığı yargısına varmıştır.
Ünlü astronom Tycho Brahe doğru bir Güneş sistemi modeli için çok duyarlı gözlemlere ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Kendi modeline göre, Ay ve Güneş, Yer’in etrafında, diğer gezegenler ise Güneş etrafında düzgün dairesel yörüngelerde dolanıyorlardı.
T.Brache‘nin öğrencisi J.Kepler, Brahe’nin gözlemlerini kullanarak Mars’ın yörüngesinin (odaklarından birinde Güneş olan) elips oldugunu bulmuştur. Sonradan tüm gezegenlerin böyle davrandığını hesaplamıştır. Kepler, halen yıldızların, Satürn yörüngesinin ötesinde dar bir bölgede olduklarına inanıyordu.
1608 yılında teleskop keşfedilmiştir. Mekaniğin kurucularından Galile kendi teleskobunu kullanarak,
1) Jüpiter’in 4 uydusunu keşfetti
2) Ay’ın haritasını yaparak yüzey şekillerini isimlendirdi
3) Venüs’ün evrelerini gözledi
4) Samanyolunun yıldızlardan oluştuğunu gördü
5) Satürn gezegenini kenarında çıkıntılar olduğunu gözledi (halka olduğunu farkedemedi)
6) Güneş lekelerinin gözlemlerinden, Güneş’in 26 günde bir dönme hareketi yaptığını buldu.

18. yüzyılda modern teleskoplar geliştirilmiş ve Paris’de, Greenwich’de ve Berlin’de gözlemevleri kurulmuştur. Yer-Güneş ve Mars-Güneş uzaklıkları hesaplanmıştır. 1706 yılında ilk kez bir kuyruklu yıldızın yörüngesi hesaplanarak kuyruklu yıldızların atmosferik olmadıkları onun bir gökcismi olduğu bulunmuştur.
Coude Teleskobu
Ağırlıklı olarak popüler-eğitsel etkinliklerde ve Güneş leke gözlemlerinde kullanılmaktadır.
|
Teknik Özellikler :
|
|
|
Açıklık :
|
150 mm. |
|
Odak Oranı :
|
f/15 |
|
Odak Uzunluğu :
|
2250 mm. |
|
Görüntü Ölçeği :
|
92 yaysn/mm |
|
Üretici :
|
ZEISS-Oberkochen, Württemberg |
Odak Düzlemi Aletleri : Güneş leke gözlemleri için Güneş projeksiyon merceği ve ekranı, Contarex fotoğraf makinesi, Lyott H-alfa monokromatörü, çeşitli filtreler ve göz mercekleri.
Kreiken Teleskobu
Ağırlıklı olarak örten çift yıldızların ve değişen yıldızların fotoelektrik ışık-ölçüm gözlemlerinde kullanılmaktadır.
|
Teknik Özellikler :
|
|
|
Açıklık :
|
406 mm. |
|
Odak Oranı :
|
f/10 |
|
Odak Uzunluğu :
|
4064 mm. |
|
Görüntü Ölçeği :
|
51 yaysn/mm |
|
Üretici :
|
Meade Instruments Corp., California |
Odak Düzlemi Aletleri : Apogee ALTA U47+ CCD kamera, 1024×1024 13 mikron piksel E2V CCD47-10 arkadan aydınlatmalı yonga, USB 2.0 üzerinden PC bazlı veri aktarımı, OPTEC IFW filtre tekerleği (bilgisayar kontrollü), Johnson UBVRI – Strömgren uvbyHbeta – RGB filtreler, çeşitli göz mercekleri.
Maksutov Teleskobu

Ağırlıklı olarak örten çift yıldızların ve değişen yıldızların fotoelektrik ışık-ölçüm gözlemlerinde kullanılmaktadır.
|
Teknik Özellikler :
|
|
|
Açıklık :
|
300 mm. |
|
Odak Oranı :
|
f/16 |
|
Odak Uzunluğu :
|
4800 mm. |
|
Görüntü Ölçeği :
|
43 yaysn/mm |
|
Üretici :
|
E. Popp Tele-Optik, Zürih |
Odak Düzlemi Aletleri : Optec SSP-5A fotoelektrik ışıkölçer (Hamamatsu R1414 fototüplü), standart 1 mm açıklıklı diyafram, Johnson UBV filtreler, motorize filtre sürgüsü, 80386 PC ile bilgisayar kontollü veri aktarımı.