Filed under: Bilgi Bankası

ASTRONOMİ TARİHİ

Astronomlar tarihlerine bağlıdırlar. Uzun zamana yayılması gereken gözlemler nedeni ile geçmiş kayıtlara gereksinimleri vardır. Teknolojik gelişmelere rağmen Hipparchus’un görsel olarak yaptığı parlaklık sınıflamasını (kadir sınıflaması) hala kullanırlar. 5000 yıl önce Babilliler tarafından yapılmış takım yıldız isimlendirmeleri hala geçerlidir Tabi ki bunlara gelişmelerin getirdiği yenilik ve düzeltmeleri de katarak uygularlar. Örneğin yıldızların kadir ölçüleri kesirsel değerlere kadar inmiştir veya Babillilerin göremediği güney yarı küre takım yıldızları eklenmiştir.)
Astronomlar evreni tanıma çalışmaları sırasında diğer müspet bilimlere göre daha sıkıntılıdır:

  1. Gözlemlerinde, etkin parametreleri istedikleri gibi değiştirebilme özgürlükleri yoktur
  2. Gözlemlerini sınırlayan pek çok etken vardır (gözün duyarlılığı, atmosferin geçirgenliği,uzayda seçicilik etkisi vb)
  3. Gözlemlerin yer yüzünden yapılan sürekliliğini etkileyecek etkenler (gece ve gündüz)
  4. Astronomi ve uzay çalışmalarının çok pahalı olması (Amerika, Japonya gibi ülkeler bile pek çok araştırmanın altından tek başlarına kalkamamaktadırlar)
  5. Özellikle son yıllarda artan çok sayıdaki işlenmemiş veri birikimi

Bu nedenle astronomi, uluslararası işbirliğine en açık hatta bu tür ilişkiyi en fazla zorlayan bilim dalıdır.

İlkçağda Astonomi

İlk zamanlarda astronomi yıldız konumlarından yön bulmada, Ay ve Güneş’in konumlarından da zamanı belirlemede kullanılmıştır. Ay ve Güneş’in görünür hareketlerine dayalı olarak takvimler oluşturulmuş ve yıldızların tanrılarla ilgili olduğuna inanılması nedeniyle bu çağlarda astronomiye karşı ilgi artmıştır.

Mezopotamya

Modern astronominin temelinde mezopotamya astronomisi yatar. Mezopotamyalılar mitolojiye ve dini inançlara dayanan astronomiden matematiksel astronomiye geçişi sağlamışlardır. Bunlara göre evren; yer, gök  ve ikisi arasında bulunan okyanustan oluşmakta idi. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini, 12 takımyıldızı (burçlar) olarak tanıyorlardı,  bu 5 gezegenin ekliptiğe yakın dolaştıklarını biliyorlardı.

Islam dünyasının Hicri takviminin temelinde Mezopotamyalıların Ay yılı esaslı takvimi yatar. Günü 12 saate, saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve 5 gezegene bağlı olarak 1 hafta 7 gün kabul edilmişlerdi. Bu 7 günlük hafta kavramı Romalılar yoluyla Avrupa’ya geçip tüm dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulmalarının tahminlerini önceden yapabiliyorlardı.

Mezopotamyalıların 60 tabanlı ve konumsal bir rakam sistemleri vardı. Dört işlem, kare ve karekök almayı biliyorlardı. Cebirin kurucusudurlar. 1. ve 2. derece denklemleri çözmüşlerdi. Dik üçgenler için Thales teoremini bulmuş ve kullanmışlardır. Daireyi 360 dereceye bölenler de yine Mezopotamyalılardır.

Babilliler

Babilliler, Fırat ile Dicle nehirleri arasında, Irak topraklarında yerleşmişlerdir. Tarımla uğraşırlar, Çin, Hint, Yunan ve Mısır ile ticaret yaptıklarından kültür alışverisinde de bulunuyorlardı. Babilliler, M.Ö. 2000’li yıllarda çok sayıda yıldızın konum gözlemlerini yapmışlar ve bunları kaydetmişlerdir. Gökyüzünü, yıldızların biçimlerine göre çeşitli bölgelere ayırıp hayvan, eşya gibi isimler vermişlerdir. Merkür ve Venüs’ü gözlemişler. Venüs’ün evre gösterdiğini ortaya çıkarmışlardır. Bu gök olayı teleskopla ancak M.S. 1610 yılında Galile tarafından gözlenmiştir. O dönemde Venüs’ün evre göstermesinin Güneş ışığının yansımasıyla ilgili olduğunu bulmuşlar ve Venüs’ün Güneş etrafında yörünge hareketi yaptığını anlamışlardır. Gözlemleri astroloji amaçlı olduğundan Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerinin hareketleri ile ilgili konum gözlemleri de yapmışlardır. M.Ö. 5-6. yy astronomi konusunda en üst düzeye ulaşmışlar ve Ay ile Güneş tutulmalarının dönemli olduğunu, bir tutulmanın 18 yıl 10 gün (gerçeği 18 yıl 11 gün) sonra tekrar oluşacağını saptamışlardır. Bu bilgiler eski Yunan astronomisinin temelini oluşturmuştur.

Çin

Çin’de kayıtlara göre M.Ö. 2300 yılında tutulmalar ve kuyruklu yıldız gözlemleri yapıldığı görülmektedir. M.Ö. 8. yy’larda tutulma, kuyruklu yıldız, meteor ve Güneş lekeleri gibi özel olayların gözlendiği bilinmektedir.

Kapalı bir toplum yapısına sahip oldukları için bilimsel faaliyetin gelişmesinde doğrudan etkileri pek olmamıştır. Matbaa, barut gibi teknik bilgiler ilk kez burada görülmelerine rağmen, batıya ulaşması 12.yy ‘yi bulmuştur. Matematik konusunda Hintlilerden etkilenen Çinliler, 12 hayvanlı Türk takvimini kullanmışlardır. Diğer uygarlıklarda Ay ve Güneş temel alınmasına karşın bu takvimde yıldızlar esas alınmıştır. Güneş takvimlerinde ekliptik düzlemi koordinat alınırken; burada ekvator düzlemi alınmıştır.

Çin astronomisi bir yıldız astronomisidir. Kuyrukluyıldızlar, sabit yıldızlar ve kutup yıldızı hakkında ayrıntılı bilgileri vardı. Çin astronomisi Galile’den çok önce, Güneş lekelerini gözlemişlerdir. Ayrıca kalan metinlerde meteor, meteorid, nova ve süpernova hakkında bilgiler bulunmaktadır.

10 tabanlı sayı sistemini kullanan Çinliler, işlemler için abaküs ve çarpım cetveli gibi aletler geliştirmişlerdir. Diğer uygarlıklardan farklı olarak daha çok aritmetik ve cebir ilerlemiş, geometri problemleri ise bu iki disiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır.

Çinliler evrenin sürekli oluşum içinde olduğunu kabul eder ve insan ile doğa (evren) arasında sıkı bir ilişki olduğuna inanırlardı.

Hindistan

Yer merkezli gök sistemi kullanmışlardır. Onların astronomi çalışmaları Ay’ın hareketleri, tutulması, Güneş, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün hareketleri hakkında bilgiler içerir. Ayrıca Yer-Güneş uzaklığı hakkında tahminler yapmışlardır.

Çinliler gibi Hintliler de 10 tabanlı sayı sistemi kullanmışlardır. Sıfırı ilk defa Hintli matematikçilerin kullandığı bilinmektedir. İslam dünyasının trigonometri çalışmalarının temeli yine Hintlilerin trigonometride sinüs temeline dayalı kullandıkları sistemdir. (Klasik Yunan’da trigonometri kiriş sistemine dayanır.)

Hint felsefe anlayışı ve kozmolojisi içiçe gelişmiştir. Canlı, evrenin küçük bir modelidir. Canlıda doğadaki diğer cisimler gibi toprak, su, hava ve ateşten (bir de eterden) meydana gelmiştir.

Yaptıkları çalışmaların farklı dillere çevrilerek yayılması, Hint uygarlığındaki çalışmaların diğer toplumlardaki bilimsel faaliyetlere katkıda bulunmasını sağlamıştır.

Orta Asya

Türklerde evren; altın veya demir bir kazık çevresinde muntazam hızla dönen bir kubbe olarak düşünülüyordu (dönenin yer değil evren olduğu düşünülüyordu). Burçları taşıdığı düşünülen ekliptik çarkı ise buna dik olarak dönmekte idi. Kutup yıldızının tam altında Hakan’ın oturduğu şehir vardı (bu şehrin planı toplumsal düzeni yansıtır; nasıl gök, kutup yıldızı çevresinde dönüyorsa toplumdaki işler de hükümdarın çevresinde döner) .

Göktürkler 12 hayvanlı Türk takvimi kullanmışlardır. Bunlar sıçan, öküz, kaplan, tavşan, ejder, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, ve domuzdur. 12 yıl süren her devrede hayvanlar ait oldukları yılların özelliklerini de belirliyordu.

Bir gün, her birine “çağ” denilen 12 eşit kısma, her bir çağ da 2 saate karşılık geliyordu. Gün içindeki her bir çağ yine 12 hayvanın ismi ile anılmaktaydı. Gün; geceyarısı, yıl ise ilkbahar mevsimi ile başlardı. Bir yıl, 60 günlük 6 haftaya ayrılmış ve 4  mevsimden oluşuyordu.

Doğu Türkistan’daki kazılar sonucu bulunan, tahtadan oyulmuş harfler ve klişelerle basılan eserler daha o dönemlerde matbaa basım tekniğinin kullanılmış olduğunu göstermektedir.

1 yıl = 4 mevsim = 6 hafta ( 12 yıllık çevrimlerle)
1 hafta = 60 gün (1 yıl = 6×60 = 360 gün)
1 gün = 12 çağ ( 12 hayvan adı )
1 çağ = 2 saat

Mısır

İlgi alanları daha çok takvim ve zaman olduğundan, sık sık gerçekleşen Ay ve Güneş tutulmalarını düzenli gözlemlememişlerdir. İlgi alanlarının takvim olmasının nedeni, tarımın düzenli olarak yapılabilmesiydi. Nil nehrinin taşma zamanının tahmin edilmesi amacıyla Mısırlılar takvim yapmak için çalışmışlardır. Nil nehrinin taşma zamanı (göğün en parlak yıldızı) Ak yıldızın (Sirius: alfa CMa: büyük köpek) doğu yönünde görülme zamanına rastlıyordu (Ekim/Kasım ayları).

Piramitlerin yapımında astronomik amaçların bulunduğu görülmüştür. Yılın belli zamanlarında piramitler gökyüzünde önemli yönleri göstermektedir.

Matematikte 10 tabanlı rakamları kullanmışlardır. Cebir işlemine çok benzeyen bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir. Geometride ise alan ve hacim hesapları yapmışlardır.

Gökyüzünü dini açıdan yorumlayan Mısırlılar, gök cisimlerinin hareketlerini tanrıların faaliyetleri olduğunu düşünerek gök cisimlerini tanrı olarak kabul etmişlerdir. Astronominin dini öğelerle iç içe olması çalışmaların sadece din adamı sınıfının tekelinde kalmasına neden olmuştur.

Bir yılın uzunluğunu 365 gün kabul eden Güneş temeline dayalı bir takvim kullanmışlardı. Günün 24 saate bölünme geleneği Mısırlılardan günümüze ulaşmıştır.

Mısır’da matematik, pratik problem çözme dışında, teorik nitelik taşımaktaydı. Kullandıkları sayı sistemi Babillilerden daha kaba, işlemleri daha karmaşıktı. Mısır’da gök bilgisinin, Mezopotamya’ya göre daha alt düzeyde olduğu görülür. Astronomi, takvim yapma ve astrolojik kehanetlerde bulunma amacı gütmektedir. Bize sağladıkları tek yarar günün 24 saate bölünmüş olmasıdır.

Eski Yunanlılar

Astronomik olaylardan çok onların nedenleri üzerinde durmuşlar ve ilk evren modelleri oluşturmuşlardır. Doğa filozofu Tales‘e göre; Yer, suda yüzen yassı bir diskti (gezegen ve yıldızların hareketlerini yorumlamamıştır). Aynı yıllarda Anaksimander ise Yer’in uzayda yüzen silindir olduğunu ileri sürmüştür. Pisagor, gözlemlere dayandırdığı bulgularından, Yer’in küre biçimli olduğuna inanmıştı ama döndüğünü kabul etmemişti.

Yunanistan’a düşen demirli bir göktaşının, Güneşten geldiğine inanarak, Güneş’in yakın olduğuna, küçük olduğuna ve bileşiminde erimiş demir olduğuna inanılmıştır. Anaxagoros‘a göre Ay, Güneş kadardı ve Güneş’in ışığını yansıtıyordu.

Plato (Eflatun) evrende geometrik düzenin varlığına inanmıştır. Gökcisimleri (Ay, Güneş, Venüs, Merkür, Mars, Jüpiter, Satürn) arasındaki uzaklıkları geometrik seri ile göstermiştir.

Eudoxus, Yer merkezli evren modelini kurma ve gezegenlerin düzensiz hareketlerini açıklayabilmek için ikincil çember (epicycle) kavramını ortaya atmıştır.

Aristo, Hipparchus, Ptolemy (Batlamyus) tarafından geliştirilen bu modelde gezegenlerin görünen hareketi açıklanabiliyordu fakat zamanla gözlem duyarlılığı arttıkça, modelden olan sapmaları açıklamak için ikincil yörüngeleri artırmak gerekliliği ortaya çıkmıştır.

Aristo, Yer’in çok büyük küre olduğunu göstermiştir. Delil olarak,
1- Ay tutulması sırasında, Yer’in Ay üzerindeki gölge sınırı geniş bir yay olmasını
2- Yer üzerinde güneye gidildikçe yeni yıldızların görünür olmasını ileri sürmüştür.

Aristo, Kutup ışıması, akan yıldız ve kuyruklu yıldızların Yer’in üst atmosferinde oluştuğunu ileri sürmüştür. Aristo döneminde Heraklit, Merkür ve Venüs’ün Güneş etrafında dolandığını, Yer’in kendi ekseni etrafında döndüğünü, evrenin somut olduğunu ileri sürmüştür, fakat Aristo‘nun inandırıcı, süslü filozofik görüşleri arasında bu düşünce kabul görememiştir.

Aristarchus, Güneş merkezli evren modelini savunmuştur. Güneş’in Ay’a göre 20 kat daha uzakta olduğunu, doğru bir düşünce ama yanlış açı ölçümü ile hesaplamıştır.

Çağdaş astrominin babası sayılan Hipparchus, gezegen parlaklıklarının yıl boyunca değiştiğini görerek, gezegen-Yer uzaklığının yıl boyunca değiştiğini düşünmüştür. Hipparchus‘un astronomiye asıl katkısı yıldız parlaklıklarının ölçüm sistemini geliştirmiş olmasıdır.

Görülebilen yıldızların parlaklıklarını altı büyüklük içinde değerlendirmiştir. 1. derece en parlak 20 yıldızdan, 6. derece ise çıplak gözle olduça zor görülen yıldızlardan oluşacak şekilde sınıflandırmıştır. Astronomide bu parlaklık sınıflarına “kadir” adı verilir. Hipparchus’un sınıflamasında yıldız sönükleştikçe kadir sayısı büyümektedir. 850 yıldızdan fazla yıldızın göreli parlaklıklarını içeren ilk kataloğu ve yıldız haritasını yapmıştır.

İslam Astronomisi

Müslümanlık ortaya çıkmadan önce Araplar, Romalılarla yani Yunan kültürü ile temas içindeydiler. Bu dönemde Latince eserler Arapçaya çevrilmiştir. Müslümanlığın ilk yıllarından itibaren dini günlerin, namaz ve oruç zamanlarının hesaplamasına yarayacak astronomi bilgisi daha da önem kazanmıştır (Kıble doğrultusunun belirlenmesi vs). Bu dönemde çalışılan astronomi konuları:

1. Coğrafi astronomi
2. Konum astronomisi (İlm-ül-eflak) Güneş, Ay, gezegen ve yıldızların görünür hareketleri.
3. Astroloji (İlm-i ahkam-ı nücum)
4. Zaman hesapları (İlm-ül rükat)

İlk dönemlerdeki en önemli çalışmalar; Ay hareketine dayalı bir takvimin oluşturulması ve yıldızların çok daha uzakta uzaya yayılmış olduğuna inanılmasıdır. Yunanlılar ise o dönemde yıldızların Satürn gezegenin dışında bir küre üzerinde bulunduğuna inanılıyordu.

İslam dünyasının astronomiye en önemli katkısı modern gözlemevlerinin kurulmasıdır. Ayrıca bu gözlemevlerinde yeni gözlem aletleri geliştirilmiş ve çok sayıda astronom yetiştirilmiştir. Bugün de gözlemevinin önemi ve sayısı dünyada gittikçe artmaktadır.

Bağdat’ta 5. Abbasi Halifesi Harun el-Reşid zamanında gelişmeye başlayan gözlemsel astronomi, 7. halife El-Mamun zamanında daha fazla destek görmüştür. Dönemin büyük astronomu El-Battani yaptığı çok duyarlı gözlemlerle, Güneş’in görünen hareketindeki düzensizlikleri incelemiş, düğümler noktasının yılda 54″.5 kaydığını, ekliptiğin ekvator düzlemiyle 23° 35′ (doğrusu 23° 27′) açı yaptığını hesaplamıştır. Ayrıca “Yıldızlar Bilimi” adlı bir astronomi kitabı yazmıştır.

Bu dönemin (10. ve 11. yy) meşhur iki astronomu El-Sufi ve El-Biruni‘dir. Mısırda ise İbn-Yunus yetişmiştir. 1260 yılında Hilagü Han desteğiyle Nasir-El Tusi tarafından Meraga‘da büyük bir gözlemevi kurulmuştur. Bu gözlemevi 50 yıl aktif hizmet etmiştir. Bunu gören İlhanlı Hümümdarı Gazan Han, 1300 yılında Tebriz’de giderleri Vakıf tarafından karşılanan bir gözlemevi kurmuştur. Burada Güneş gözlemleri için yeni gözlem aletleri geliştirilip kullanılmıştır.

Yine Meraga gözlemevini inceleyen Muhammed Turgay Uluğbey (Timur Lenk‘in torunu) Semerkand‘ta başka bir gözlemevi kurmuştur. Burada büyük bir yıldız kataloğu (1018 yıldızın adı,  parlaklığı, konumu) yayınlanmıştır. Arapça yayınlanan kitap Farsça ve İngilizce dillerine çevrilmiştir. Burada Kadı Zade Rumi ve Ali Kuşcu gibi bilimadamları çalışmıştır.

Aslında, eski İslam dünyasındaki çalışmalar yeterince gün ışığına çıkarılmamıştır. Bugün parlak yıldızların bütün dünyada kullanılan isimleri genellikle Arapçadır. Algol, Aldebaran, Adhara, Almach sadece “A” karakteri ile başlayan birkaç örnektir. Ayrıca Astronomik terimlerin birçoğu da İslam kaynaklıdır, Zenit, Nadir, Azimut gibi.

Astronominin medresede eğitimi yoktu, ancak özel ders ve kişisel çabalarla bu eğitim gerçekleşebiliyordu (çıraklık usulu). Fatih Sultan Mehmed döneminde İstanbul medreselerinde Matematik ve Astromomi dersleri okutulmuştur.

1610 yılında teleskobun icadından önce son İslam gözlemevi III. Murat emriyle Takiyyüddin tarafından İstanbul Tophane’de kurulan (1577) İstanbul Gözlemevi’dir. Bu gözlemevi 2 yıl sonra yıkılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden sonra Osmanlılarda astronomların yerini musakkitler (namaz saati, dini günler vb.) zaman hesaplayıcıları almıştır. Bunlar halk için takvim, Padişah için ahkam (bir çeşit yıllık yıldız falı) hazırlarlardı. Astrolojiye verilen önem o kadar büyüktü ki, Osmanlı idare teşkilatında bir “Mektebi Fünunu Nücum” bile bulunmaktaydı. 1870 yılında Abdüllaziz zamanında bir Gece Üniversitesi açılmıştır ve ilk konulan ders Astronomi olmuştur.

Avrupa’da Astronominin Yeniden Gelişmesi

İslam dünyasında astronomi çalışmaları önemini yitirmeye başladığı sıralarda Rönesansla beraber, Orta Avrupa bilim merkezi olma yolunda idi. Latinceye çevrilen kitaplardan astronomi öğrenilip, üniversitelerde okutuluyordu. Amaç denizcilerin yön ve konum saptama ihtiyaçları, dini günlerin belirlenmesi ve genel olarak takvimde düzenlemelerin yapılması ihtiyacıydı. Bu dönemde asıl gelişme gözlemsel değil kuramsal çalışmalarda olmuştur.

N. Copernicus, Yer ve diğer gezegenlerin Güneş etrafında düzgün dairesel hareket yaptıklarını, gök cisimlerinin günlük görünür hareketlerinin Yer’in dönmesinden kaynaklandığını düşünmüştür. Dairesel hareketin gözlemleri tam sağlamaması nedeniyle Güneş’in tam merkezde olmadığı yargısına varmıştır.

Ünlü astronom Tycho Brahe doğru bir Güneş sistemi modeli için çok duyarlı gözlemlere ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır. Kendi modeline göre, Ay ve Güneş, Yer’in etrafında, diğer gezegenler ise Güneş etrafında düzgün dairesel yörüngelerde dolanıyorlardı.

T.Brache‘nin öğrencisi J.Kepler, Brahe’nin gözlemlerini kullanarak Mars’ın yörüngesinin (odaklarından birinde Güneş olan) elips oldugunu bulmuştur. Sonradan tüm gezegenlerin böyle davrandığını hesaplamıştır. Kepler, halen yıldızların, Satürn yörüngesinin ötesinde dar bir bölgede olduklarına inanıyordu.

1608 yılında teleskop keşfedilmiştir. Mekaniğin kurucularından Galile kendi teleskobunu kullanarak,
1) Jüpiter’in 4 uydusunu keşfetti
2) Ay’ın haritasını yaparak yüzey şekillerini isimlendirdi
3) Venüs’ün evrelerini gözledi
4) Samanyolunun yıldızlardan oluştuğunu gördü
5) Satürn gezegenini kenarında çıkıntılar olduğunu gözledi (halka olduğunu farkedemedi)
6) Güneş lekelerinin gözlemlerinden, Güneş’in 26 günde bir dönme hareketi yaptığını buldu.

18. yüzyılda modern teleskoplar geliştirilmiş ve Paris’de, Greenwich’de ve Berlin’de gözlemevleri kurulmuştur. Yer-Güneş ve Mars-Güneş uzaklıkları hesaplanmıştır. 1706 yılında ilk kez bir kuyruklu yıldızın yörüngesi hesaplanarak kuyruklu yıldızların atmosferik olmadıkları onun bir gökcismi olduğu bulunmuştur.

Yorum Yapın 11 Ocak 2009

Dünya atmosferi

Dünya atmosferi, Dünya’nın kütleçekimi ile gezegenin çevresini sarmalayan bir gaz tabakasıdır. Yaklaşık %78′i nitrojen, %20.5′i oksijen, %0.93 Argon ,%1 Su Buharı ve kalan kısmı diğer bazı gazların karışımından oluşmuştur. Bu gaz karışımına genel olarak hava adı verilir. Morötesi güneş ışınımını emmek ve gece ve gündüz sıcaklıklarını dengelemek suretiyle Dünya’daki yaşamı korur. Atmosfer ve dış Uzay ile kesin bir sınır yoktur. O yavaşça incelir ve gözden kaybolur. Atmosfer kütlesinin üç çeyreği gezegen yüzeyinin 11 km içerisindedir. Amerika’da 80,5 km üstünde seyehat eden insanlar astronot olarak gösterilirler. Bir altitute 120 km (400.000 ft) sınırını gösterir ki orada atmosferik etkiler tekrar giriş esnasında fark edilir. Karman line 100 km de (328.000 ft) sık sık atmosfer ve dış Uzay arasında sınır olarak kullanılır.

Yorum Yapın 07 Kasım 2008

Konuya göre gök bilimi

Gözlem gök bilimi
* takımyıldızlar
* akanyıldızlar
* astrometri
* gök mekaniği
* nükleosentez
Güneş Sistemi
* Güneş
* gezegenler
* asteroitler
* meteor
* meteoritler
* kuyrukluyıldızlar
* gezegenlerarası ortam
Yıldızlar
* yıldızların doğuşu
* temel ayrım
* devlik aşaması
* Çift Yıldız
* değişken yıldızlar
yıldızların evriminin son aşamaları :
* beyaz cüceler
* nötron yıldızları
* pulsarlar
* tuhaf yıldızlar
* kara delikler
galaktik gök bilimi
* Samanyolu Galaksisi
* galaktik düzlem
* Güneş Sistemi dışı gezegenler
* yıldızlararası ortam
galaksi-dışı gök bilimi
* galaksiler, galaksi grupları ve galaksi kümeleri
* kuasarlar
* kara delikler
* kozmoloji
* Evren
* çekim dalgaları
* galaksilerarası ortam
diğer ilgili alanlar
Signe du Gémeaux
* astrobiyoloji
* astrokimya
* astrososyobiyoloji
* astrososyoloji
* arkeoastronomi
* egzobiyoloji

Yorum Yapın 07 Kasım 2008

Gök biliminin dalları, alanları, konuları

Antikçağdaki başlangıç döneminde gök bilimi yalnızca astrometriden, yani yıldız ve gezegenlerin gökyüzündeki konumlarının ölçümünden ibaretti. Daha sonra Kepler ve Newton’un çalışmaları gök cisimlerinin kütle çekimi etkisi altındaki hareketlerinin matematik yoluyla öngörülmesini sağlayan gök mekaniğini doğurdu. Bu iki alandaki (astrometri ve gök mekaniği) çalışmaların çoğu, önceleri, elle yapılan işlemlerden oluşuyordu. Günümüzde ise bu çalışmalar bilgisayarlar ve fotoğraf aygıtları ile yapılabilmektedir ki; bu da gök cisimlerinin konum ve hareketlerinin çok büyük bir hızla saptanabilmesini sağlamaktadır. Bu yüzden modern gökbilim daha ziyade gök cisimlerinin fiziksel doğasını gözlemlemleye ve anlamaya yönelmiştir.

20.yy.’dan itibaren profesyonel gök bilimi iki alana ayrılma eğilimi göstermiştir : Gözlem astronomisi ve teorik astrofizik. Gök bilimcilerin çoğunun her iki alanda da çalışıyor olmasıyla birlikte, profesyonel gökbilimciler giderek bu iki alandan birinde uzmanlaşma eğilimi göstermektedirler. Gözlem gök bilimi esas olarak verilerin elde edilmesiyle ilgilenir. Teorik astrofizik ise esas olarak gözlemlenen fenomenleri anlamaya ve öngörülerde bulunmaya çalışır. Teorik astrofizik gözlem gökbilimine bir tamamlayıcı etken olarak gökbilimsel oluşumları açıklamaya çalışır da denilebilir.

Gök biliminin bir dalı olan astrofizik, yıldızların gözlemiyle sınıflandırılan fiziksel fenomenleri tanımlar, belirler. Günümüzde gök bilimcilerin hepsi de belirli bir astrofizik bilgisine sahiptirler ve gözlemleri de hemen hemen her zaman, yine astrofizik bağlamında incelenir. Bununla birlikte, kendilerini yalnızca astrofiziği incelemeye vermiş araştırmacılar da yok değildir. Astrofizikçilerin çalışması gökbilimsel gözlem verilerini analiz etmek ve onları fiziksel olgulara indirgemektir.

Astrofiziğin bir dalı olan Kozmoloji, evreni fiziksel bir sistem olarak inceler; yani evrenin doğuşu ve büyümesi, evrimi, gökcisimlerinin fiziksel ve kimyasal özellikleri ve konumlarının hesaplanması ile ilişkilidir. Gökbilim gözlemleri salt gökbilim ile ilişkili değildir; aynı zamanda genel görelilik kuramı gibi fizikte çok önemli yeri olan kuramların sınanması için de gözlemsel veri sağlar.

Kullanılan inceleme yöntemi, amaç ve konuya göre birbiriyle iç içe olan, genel gök bilimi, astrofizik ve uzay bilimleri gibi birçok dala ayrılır. Gök biliminde inceleme alanları aynı zamanda şu iki kategoride ele alınır:

* Konuya göre gök bilimi. Genellikle uzayın bölgelerine göre (örneğin galaktik gök bilimi) ve ilgili meselenin tiplerine göre dallara ayrılır (yıldızların oluşumu, kozmoloji).

* Gözlem tarzına göre gök bilimi. Saptanan partiküllerin tipine (ışık, nötrino) veya dalga genişliğine (radyo dalgaları, gözle görünen ışık, kızılötesi ışınlar) göre dallara ayrılır.

1 Yorum 07 Kasım 2008

Günümüzde gök bilimi

Gök bilimi 19. ve özellikle 20.yy.’da baş döndürücü bir hızla ilerlemiştir. Yakın zamanlardaki keşif ve gelişmelerle ilgili olarak şunlar söylenebilir:

* Teleskopların geliştirilmiş olmasının yanısıra, diğer bilim dallarındaki ilerlemelerin de gök bilimine yardımcı olmaları sayesinde, evrenin gizleri bir bir açığa çıkmaktadır.

* Gökbilimdeki en önemli gelişmelerden biri, tayfölçümü de denilen spektroskopinin (maddelerin ışıkla olan etkileşimlerini anlamaya çalışma, maddelerin soğurduğu ve yaydığı ışığı, yani elektromanyetik dalgaları saptayarak maddenin yapısı hakkında sonuçlara varma tekniği) yani yıldız ışığının elektromanyetik spektral analizine başlanmış olmasıdır.

* Diğer yıldızların ışıklarının analizi, bu yıldızların ışığının temelde Güneş’in ışığından farksız olduğunu, fakat yıldızlar arasında sıcaklık, kütle ve boyut bakımından son derece büyük farklılıklar bulunduğunu göstermiştir.

Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.
Evrenin genişlemesi, galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.

* 20. yy.’ın başında diğer galaksilerden ayrı bir birim olarak galaksimizin varlığı kanıtlanabilmiştir.

* Ardından Hubble yasası ile evrenin bir genişleme içinde olduğu saptanmıştır; galaksiler giderek birbirinden uzaklaşmaktadır.

* Kozmolojik termik ışıma (fosil ışıması) ve kimyasal elementler ve izotoplarının maddeden ayrılmasını açıklayan farklı nükleosentez teorileriyle büyük ölçüde gökbilim ve fiziğe dayalı olan Büyük Patlama kuramı yoluyla Kozmoloji özellikle 20.yy.’da büyük gelişmeler göstermiştir.

* 20.yy.’ın bu alandaki son gelişmeleri olarak, radyoteleskopların, radyoastronominin, modern bildirişim araçlarının ortaya çıkması sayılabilir. Bunlar sayesinde, elektromanyetik dalgalarla uzayı aşan parçacıkların spektroskopik analizi yapılabilmiş ve böylece uzak gök cisimleri üzerinde yeni deney türleri olanaklı hale gelmiştir.

Yorum Yapın 07 Kasım 2008

Ortaçağ’da gök bilimi

Ortaçağ’da gökbilim bilgilerinin İslam bilginlerince geliştirildiği ve bu bilgilerin sonradan Batı’ya aktarıldığı görülür[kaynak belirtilmeli]. Gökbilimi geliştiren bu İslam bilginlerinden başlıcaları şöyle sıralanır :

* El-Fergani (805–880), Gök cisimlerinin hareketleri üzerine yazılar yazdı, ekliptiğin eğikliğini hesaplamasını sağladığı gözlemlerde bulundu.
* El-Kindi (801–873), filozof ve ansiklopedici bilgin, gökbilim üzerine 16 eser yazdı.
* El-Battani (855–923), gökbilimci ve matematikçi
* El-Hasib El-Mısri (850–930), Mısırlı matematikçi
* El-Harezmi (780-850): Türkistanlı matematikçi.
* Ebubekir Er-Razi (864–930), İranlı bilgin
* El-Farabi (872–950) büyük filozof ve bilgin.
* El-Khujandi 10. yy.’ın sonunda Tahran yakınında bir gözlemevi inşa etti.
* Ömer Hayyam (1048–1131), cetveller hazırladı, takvimi geliştirdi.
* Ibn El-Haytham (965–1039), matematikçi ve fizikçi.
* El-Biruni, (973–1048), matematikçi, gökbilimci ve ansiklopedici.
* El-Tusi (1201–1274), filozof, matematikçi, gökbilimci ve ilahiyatçı; trigonometrinin kurucularından biri olarak kabul edilir.
* El-Kashi (1380–1429), (Özbekistan)
* Uluğ Bey (1393 – 1449) Timur İmparatorluğu’nun 4. hükümdarı. Matematikçi ve gökbilimci.
* Ali Kuşçu (1403 – 1474 ) Türk gökbilimci, matematikçi ve dilbilimci

Yorum Yapın 07 Kasım 2008

Antik Çağ’da Astronomi

Antik Çağ’da gök biliminin gelişimindeki önemli hususlar olarak şunlar söylenebilir :

* Gökbilim önceleri yalnızca, çıplak gözle görülen gök cisimlerinin gözlemi ve hareketleri hakkındaki öngörülerden oluşuyordu. Eski zamanlarda gözlemler çıplak gözle yapılıyorsa da o zamanlar günümüzdeki gibi sanayi ve ışık kirliğinin bulunmayışı insanlara büyük bir avantaj sağlıyordu. Bu yüzden antik çağda yapılan gözlemlerin günümüzde yapılması neredeyse olanaksız derecesinde zordur.
* Eski insanların dairesel tarzda dikmiş oldukları 6.500 yıllık megalitlerin (Nabta Playa, Stonehenge) gökbilimsel gözlem amacıyla kullanıldıkları sanılmaktadır.
* Eski çağlarda gökbilimde ilerlemiş uygarlıklardan bazıları, Çin, Hint, Sümer, Kalde, Mısır, Toltek, Zapotek ve Maya uygarlıklarıdır.
* Rig-Veda’da Güneş’in hareketine bağlanan 27 takımyıldızdan ve 13 bölümlü zodyaktan söz edilir.
* Mayalar ise teleskopları olmadıkları halde Venüs’ün evrelerini ve tutulmalarını tam olarak saptayabilmişlerdi.
* Antik Yunanlar’ın gök bilimine yaptıkları en önemli katkı, yıldızları kadir derecelerine göre sınıflandırmaya çalışmış olmalarıdır.

Yorum Yapın 07 Kasım 2008

Astronomi ( Gök Bilimi )

Gök Bilimi (Astronomi), kökenleri, evrimleri, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışmak üzere gözleyen bilim dalıdır. Gökbiliminin sınırlı ve özel bir alanı olan gök mekaniği ile karıştırılmaması gerekir. Gökbilim daha açık bir deyişle, yörüngesel cisimleri ve Dünya atmosferinin dışında gerçekleşen, yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, kutup ışıkları, galaksiler (gökadalar) ve Kozmik mikrodalga arkaplan ışıması gibi gözlemlenebilir tüm olay ve olguları inceleyen bilim dalıdır. Evrende bulunan her çeşit maddenin dağılımını, hareketini, kimyasal bileşimini, evrimini, fiziksel özelliklerini ve birbirleriyle etkileşimlerini inceler.

Astronomi terimi eski Yunanca’daki astron ve nomos (άστρον et νόμος) sözcüklerinden türetilmiş olup, «yıldızların yasası» anlamına gelir. Asteroitlerin ve kuyruklu yıldızların keşfindeki katkıları gözönüne alınırsa, gökbilim amatörlerin de halen etkin bir rol oynayabildikleri nadir bilim dallarından biridir.

Gök bilimi yeryüzündeki en eski bilimlerden biri olarak kabul edilir. Arkeolojik bulgular en eski çağlarda bile insanların gök biliminin konuları hakkında bilgileri olduğunu ortaya koymaktadır. Neolitik çağda insanlar ekinoksların periyodik karakterini, mevsimlerle ilişkisini ve bazı takımyıldızları bilmekteydiler. Modern gök bilimi gelişimini, özellikle antik çağdaki ve onları izleyen matematikçilere ve Ortaçağ’ın sonunda keşfedilmiş gözlem aletlerine borçludur. Başlangıçta ayrılmaz bir ikili sayılan ve paralel olarak ilerleyen Astroloji ve gök bilimi zamanla yollarını birbirlerinden ayırmak zorunda kalmışlardır.

Yorum Yapın 07 Kasım 2008

Sonraki sayfa


Kategoriler

Etiket

Meta

Bağlantılar

Arşivler