Arşivler – Temmuz, 2009

Mars’ı boşver hayat Enceladus’ta!

Satürn’ün 60 uydusundan en dış halka üyesi Enceladus’da sodyumklorür (tuz) izine rastlandığından bu kartopu uyduda “hayat olasılığı” giderek güçleniyor.

 

Alman ve Amerikalı astrofizikçilerle nükleer biyoloji bilginleri, Ay’ın yarısı kadar olan 500 kilometrelik çapıyla Enceladus’un su ve tuz içerdiğini bildiriyor.

Enceladus üzerine iki araştırma, Nature (Doğa) dergisinde yayımlandı.

Almanya’nın güneybatısında Baden-Württemberg eyaleti Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü Fen Bilimleri Nükleer Fiziği Araştırma Kurumu’ndan astrofizikçi Frank Postberg, Enceladus’ta buharlaşmanın dev mağara oyuklarından ve tuzlu su ve deniz benzeri oluşumunun mümkün olduğunu söyledi.

Aynı görüşü, ABD’nin Colorado eyaleti Boulder Üniversitesi Güneybatı Araştırma Kurumu’ndan John Spencer de teyit etti. Cassini uzay aracı, kasım ayında Enceladus’un yakınından 2 kez geçecek.

Büyük Cassini Projesi

Nükleer enerji ve güneş enerjisiyle daha 200 yıl çalışabilecek olan ABD’nin Ulusal Havacılık ve Uzay Dairei’nin (NASA) Cassini-Huygens aracı, tarihte en pahalı uzay tasarımı: 3 milyar 400 milyon dolar. NASA ile Avrupa Uzay Dairesi’nin (ESA) ortak yapımı olan, Satürn gezegenini inceleyen Cassini aracı-Huygens sondası, 1997′de 15 Ekim’de fırlatıldı.

Cassini, çizdiği çok geniş rotasıyla bugün önce yeniden Dünya’ya uğradı ve Yer’in çekim gücünden yararlanarak uzun yolculuğu için büyük mancınık hızını kazanmayı başardı. Çok ince yörünge hesapları içinde matematikçilerin en büyük başarılarından biri olan “Büyük gezegenin çekim gücünden itme hızı kazanma” manevrası Cassini’ye kazandırıldı.

Cassini, 5 yıl süren ilk etap uzun yolculuğunun Dünya’ya en yakın noktasına ulaşıverdi. Cassini, 171 kilometre gibi çok yakın mesafede, Büyük Okyanus’un güneyinin doğu bölgesi üzerinde yaklaşarak saniyede 5.5 kilometre hız kazandıran ivmesine kavuştu.

1973′ten beri mancınık

Toplam 7 yıllık Satürn yolculuğuna çıkan ve Aralık 2000′de Jüpiter’in yanından uçan Cassini-Huygens’de uygulandığı gibi NASA, 1973′ten beri gezegenlerin (Dünya ve Venüs) kütleçekimini uzay araçlarını hızlandırmak için kullandı.

Cassini gibi plutonyum kullanan Galileo uzay aracı, Jüpiter’e giderken 2 kez rotada geri dönüş yapıp hız kazanmak için Dünya’nın çekiminden yararlandı ve hiçbir sorun çıkmadı. Cassini, plutonyumu itici-aracı sevkedici güç olarak kullanmıyor, 12 ayrı cihazının ihtiyacı elektrik, plutonyumun ışıması (radyoaktif erime) sayesinde sağlanıyor.

Titan’ın cazibesi

Cassini-Huygens, 2004 yılı temmuz ayında Satürn’e vardığında, aracın ünlü astronom Huygens’in adını taşıyan bölmesi Cassini’den ayrıldı ve Satürn’ün en büyük uydusu Titan’a indi. Titan, astronomları en çok büyüleyen büyük gökcisimlerinden biri. Bunun bir nedeni, çok soğuk da olsa Titan’ın Dünya’ya jeolojik ve atmosferik yapılar bakımından çok benzemesi.

Cassiniler

Cassini, adını, İtalyan asıllı Fransız astronomu Gian Domenico Cassini’den alıyor ve 3 kuşak baba-oğul-torun astronom Cassiniler’in anısını yaşatıyor.

Fransızca adı Jean-Dominique Cassini olan, 8 Haziran 1625′te Perinaldo-Cenova Cumhuriyeti’nde doğan ve 14 Eylül 1712′de Paris’te ölen Domenico Cassini, Satürn’ün (A) ve (B) halkaları arasındaki karanlık aralığı (Cassini bölümü) keşfetmiş ve gezegenin 4 uydusunu belirlemişti.

Cassini adı, aynı zamanda, Satürn gezegeninin uydularının yörüngesel hareketlerinin cetvellerini ilk olarak derleyen, Gian Domenico Cassini’nin oğlu Jacques Cassini (1677-1756) ile Jacques Cassini’nin oğlu Cesar-François Cassini de Thury’nin (1714-1784) adlarına gönderme yapıyor.

Baba ve oğul Cassini, halef-selef Paris Gözlemevi’nin yöneticiliğini yaparken, torun 3. Cassini, astronominin yanısıra çalışmalarını jeodezi ve topografya alanlarında yönlendirdi ve Fransa’nın büyük topografya haritasına çıkarma çalışmalarını başlattı.

Huygens

Cassini sondasının Titan’a inen cihazının adını aldığı Flaman fizikçi, matematikçi ve astronom, Lahey doğumlu Christiaan Huygens (1629-1695), ışığın dalga kuramını buldu, Satürn’ün halkalarının gerçek biçimini keşfetti ve dinamik bilimine özgün katkılarda bulundu.

İngiliz gökbilimci William Herschel, Enceladus’u 1789′daki gözlemlerinde buldu. Kütlesi Dünya’nınkinden 95 kat, hacmi 750 kat büyük olan Satürn’ün minik uydusu Enceladus hakkında NASA, eski Yunan mitolojisinde dev yaratık olan Enceladus’da su bulunabileceğini çok önceden açıklamıştı.

Güneş sisteminde Mars, Jüpiter’in uydusu Europa ve Enceladus “doğrudan su kanıtı” taşıyan 3 gökcismi. NASA’nın eski açıklamasında, “Cassini, Enceladus’ta, ABD’nin Wyoming, Montana ve Idaho eyaletlerini kapsayan Yellowstone Milli Parkı’ndakilere benzeyen gayzerler bulunduğunu gösteren işaretler belirledi” dedi.

Cassini seferinden sorumlu bilim adamlarından Carolyn Porco, “Böylesine küçük ve soğuk gökcisminde sıvı halde su bulunduğunu gösteren kanıtlara sahip olduğumuzu sanıyoruz” diye konuştu ve suyun varlığının, bu esrarengiz ayla ilgili soruları arttırdığını bildirdi.

Enceladus’a yakın bakan Cassini Enceladus’un milyarlarca yıl önce oluşumundan hemen sonra içindeki radyoaktif bozulmadan kaynaklanan ısının, bugün yüzeyinden fışkıran gayzerlerin nedeni olabileceği ve bunun da yaşam için gerekli ortamı sağlayabileceği görüşü 5 yıl önce ortaya atıldı.

ABD’nin Texas eyaletinde her yıl düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimleri Konferansı’nda, yüzey sıcaklığı eksi 201 derece civarında olan Enceladus’un iç kısmında ilkel yaşam için uygun ortam olabileceğini gösterdiği kaydedilmişti.

Bilim adamları, yeni geliştirdikleri bir modelle Enceladus’un içindeki ısının, eskiden meydana gelen radyoaktif bozulmadan kaynaklandığını ve bunun da Satürn’ün ayının sıcak güney yarıküresindeki su buharı bulutu ve periyodik buz kristali rüzgarlarının açıklaması olabileceğini dile getirdiler. Icarus gökbilim dergisinde yayımlanmış kurama göre Enceladus, 4.5 milyar yıl önce alüminyum ve demir radyoaktif izotopları içeren kaya ve buz karışımı olarak oluştu.

Birkaç milyon yıl sonraki dönemde, 2 radyoaktif elementin hızlı biçimde bozulması, merkezde kayalık çekirdeğin mantodaki buz örtüsüne yaklaşmasıyla sonuçlanan sıcak patlamasına yol açtı. Zamanla çekirdekteki bozulmadan geriye kalanlar da Enceladus’un içinde eridi. (CNNTÜRK)

Yorum Yapın 09 Temmuz 2009

Güneş tutulacak, Türkiye göremeyecek

Çin, Hindistan, Güney ve Doğu Asya, Japonya, Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de 258 kilometre genişliğindeki hat üzerinde 22 Temmuzda meydana gelecek güneş tutulması sırasında, dünyanın gündüzü dolunay karanlığındaki akşama dönüşecek.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü’nden aldığı bilgiye göre, 2009 yılının ikinci ve son güneş
tutulması, Asya’nın doğusu, Endonezya ve Pasifik Okyanusun’dan parçalı tutulma olarak izlenebilecek.

Tam tutulma, ayın gölgesinin Türkiye saati ile 03.53’de Hindistan’da Khambhat Körfezi’ne düşmesiyle başlayacak. Gölge 3 saat 28 dakika süreyle, 15 bin 200 kilometre yol kat ederek, 07.18’de dünyayı terk edecek. Tutulmanın hiç bir evresi, Türkiye’den izlenemeyecek. Ayın gölgesi, 05.35’de Güney Pasifik Okyanusu üzerindeyken, tam tutulmanın, 6 dakika 39 saniye ile en uzun sürdüğü an gerçekleşecek.

GÜNEŞ BİR YILDA EN AZ 2 KEZ TUTULUYOR

İÜ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hasan Esenoğlu, yaptığı açıklamada, güneş tutulmasının yılda en az 2 kez meydana geldiğini söyledi. Bazı yıllarda ise 4 güneş tutulması-3 ay tutulması veya 5 güneş tutulması-2 ay tutulmasının oluştuğunu anlatan Esenoğlu, bazı yıllarda ise hiç bir ay tutulmasının gerçekleşmediğini belirtti.

Bu yılın ikinci ve sonuncu güneş tutulmasının, 22 Temmuz 2009 tarihinde gerçekleşeceğini hatırlatan Esenoğlu, Hindistan, Güney ve Doğu Asya, Japonya, Endonezya’nın kuzeyi ve Filipinler’de gözlemlenebilecek olan tutulmanın geniş yüz ölçümüne sahip Çin’den iyi şartlarda görülebileceğini dile getirdi. Tam güneş tutulmasının, Pasifik Okyanusu’ndan da izlenebileceğini ifade eden Esenoğlu, 258 kilometre genişliğindeki hattın geçtiği yerleşimlerden tam tutulmanın izlenebileceğini, hattın dışında kalan bölgelerde ise uzaklığı oranınca parçalı güneş tutulması şeklinde gözlemlenebileceğini söyledi.

EN UZUN GÜNEŞ TACI

Yıllara göre tam tutulma anının dakika mertebesinde değişebildiğine dikkati çeken Esenoğlu, bu yılki 6 dakika 39 saniye ile en uzun güneş tacının izlenebileceğini vurguladı.

Bu süre içinde, dünyanın gündüzünün dolunay karanlığındaki akşama dönüşeceğini ifade eden Esenoğlu, “Bu geniş ölçekli ani kararma nedeniyle, güneş tutulmasından haberi olmayan hayvan ve bazı bitki türlerinde alışık olunmayan biyolojik-bünyesel-yapısal değişimler olabilir” dedi. “Bu tutulmanın en önemli özelliği, en fazla sürede taç tabakasının bilimsel amaçlı gözleminin yapılmasına izin veriyor olmasıdır. 6 dakika 39 saniye, arka arkaya en fazla miktarda ve pozda gözlem verisi alınmasına olanak veriyor” diyen Esenoğlu, Türkiye’den Elazığ ve Tokat-Turhal’dan izlenen 1999 yılındaki tam güneş tutulmasının sadece 2 dakika 15 saniye sürdüğünü hatırlattı. Esenoğlu, bu kısa sürede bilimsel verilerin zor da olsa alındığını belirtti. Yr. Doç. Dr. Hasan Esenoğlu, 2006’da Antalya’dan izlenen tam güneş tutulmasının ise 3 dakika 40 saniye sürdüğünü anımsattı.

“GÜNEŞE ÇIPLAK GÖZLE BAKMAYIN”

Esenoğlu, tutulmanın olduğu bölgelerde bulunan insanların, güneşe doğrudan çıplak gözle bakmaması gerektiğini ifade ederek, “Güneşe bakarken, güneş filtresi ya da güneş gözlüğü kullanılmalı. Sürekli değil kısa aralıklarla bakılmalı” dedi. Uzun süreli deprem ve tutulma verileri üzerinden akla gelebilecek her şeyin denenerek yapıldığı analizlerin, tutulmalarla depremler arasında istatistik bir ilişkinin var olduğunu vermediğini vurgulayan Esenoğlu, yine de yeni veriler eklenerek bu işlemlerin sürdürüldüğünü kaydetti.

Yorum Yapın 09 Temmuz 2009

Sonraki sayfa


Kategoriler

Etiket

Meta

Bağlantılar

Arşivler